yetişmiyor sana sesim..

Sanırım en kötüsü bi annenin çocuğunun boynuna sarılarak çok yalnızım diye ağlaması..

Bazen Tanrıya olan inancımı yitiriyorum.

Sürekli böyle olmamalıydı diye söyleniyorum.

Bir kadın, bi anne bu kadar ağlamamalıydı, bu kadar üzülmemeliydi..

Tabi onun gereklilik kipleri hiçbir şeyi değiştirmiyor, nede olsa o bi din değil ya da başka bir şey.

Nede olsa insanlar bildiklerini okumaya devam ediyor.

Her aksam eve giderken acaba bu gün yüzünü nasıl güldürsem diye düşünmemeliydi belki de.

Bi anne bu kadar çaresiz olmamalıydı.

Her akşam bu gece de sinir krizi geçirirse nasıl olcak napıcam diye düşünmemeliydi çocuk aslında. Bunu düşündürecek sebepler olmamalıydı hayatında.

Bu kadar gereklilik kipi olmaması gerekiyor belki de dünyada. 

Bazen tanrıya olan inancımı yitiriyorum. 

Hani tanrı anneleri üzmezdi, ağlatmazdı anne?

“çıkar pabuçlarını dans edicez!” diyip elinde bi şişe şarapla gelmeni özledim. 

Duvarlar boş farkında mısın?

Yaptığı tabloları götürmüş, bir yandan seninle konusup kahkaha atarken yaptığı tabloları..

Sonra

Dolaplara baktın mı?

Ne kadar az şeyin varmış dimi senin? Her şey onunmuş. O her şey olmuş. 

Gittiğinde

kocaman bi

boşluk bırakmış.

O gitmiş. 

Hissettin mi?

Çok acıdın mı peki? Üzüldün mü çok?

Boyadığı rengarenk saksıları bile götürmüş

Gördün mü 

cam önleri bomboş, çiçekler yok?

Anlamış, kendisi gidince hiçbir şeye bakamayacağını..

Çiçekler ölsün istememiş.

Birde çiçekleri öldürmek istememiş. 

Sen ölünce çok üzülmüş.

Duydun mu?

Hep ağlıyormuş? Hıçkırıklarını duydun mu?

Göz yaşlarını hissettin mi?

O hep istemeyerek gitmiş

Anladın mı

Peki.

Sen.

Onun kadar sevebildin mi?

Belki gidişine en çok sen üzülmüşsündür ama onun kadar 

Sevebildin mi?

yazmıyorsun bir şey mi oldu
Anonyme

Bu aralar susuyorum öyle hep. 

Kelimelerimi de mektuplara saklıyorum, bazılarını kendime. 

Hem arada susmak iyidir derler, bakalım. 

[Flash 9 is required to listen to audio.]
400 lectures

bu şarkıdan hiç sıkılmadım mesela

Ağlamaktan gözlerimin küçülüp kıpkırmızı olduğu şu sıralarda sanırım hiç olmadığı kadar küfür edip, hiç istemediğim kadar kaçmak istiyorum. Hiç istemediğim kadar içmek, hiçbir şey hatırlamayacak kadar sarhoş olmak..

Yolda kolumdan tutup biri çekse, götürse, ‘hey noluyo?!’ diye soracak halim yok. 

Çünkü hayat hep böyle yapıyor. Durup dururken ‘hah tam her şey yoluna giricek Yaren’ diye kendime teselli etmeye çalıştığım zaman da birden kolumdan tutuyo ve dipsiz bi boşluğa atıyor beni. Yine.

Tutunabileceğim bütün dallara elimi uzatıyorum kırılıyorlar. Kurumuş, eski, mecali olmayan dallar.. 

Konuşurken sesim titriyor engel olamıyorum. Kalbim sıkışıyor, karışmıyorum. Bırak sıkışsın dursun diyorum. Doktora gitmeyi hep reddediyorum. 

Çünkü hayat hep bunu yapıyor. 

Annemi arayıp sadece ‘iyi ki varsın anne’ dememden beş dakika önce biri geliyor ve bütün hayatıma tekrar sıçıyor. Tekrar. 

11 yaşındayken ağzıma sıçan biri geliyor ve tekrar aynısını yapıyor. 

Bense sadece elime viski şişesini alıp bi duvarın dibine oturup içecek kadar küçülüyorum. 

Başka hiçbir şey yapamıyorum.

Tükeniyorum.

  • Kaldırımda oturup bisikleti bozulmuş ufak bi çocukla bisikleti tamir etmeye çalışmak nasıl mutlu etti anlatamam.
  • İkimizinde elleri simsiyah oldu ama eğlendik.
  • Bi saat minibüs bekleyip tam bisikleti tamir etmeye çalışmaya başlayınca gelen minibüse ve ondan sonra geçen 4-5 minibüse binmemek ve eve geç gitmek gram koymadı.
  • Kendimi yeniden 5-6 yaşlarında hissetmek, özlediğim o günlere geri dönmek tatlı bi hüzün uyandırdı yeniden içimde.
  • Sonuç olarak bisikleti tamir edemedik eheh
  • Ve sanırım çocukları çok seviyormuşum
  • Bi de çocukla sözleştik yarın bisiklet sürcez eheh